Hakkında

7 Şubat 2014 tarihinde eklendi.

Halil ibrahim KORKMAZ Kimdir?

  • Boyu : 1.77
  • Doğum Tarihi : 15-04-1988
  • Burcu : Koç
  • Saç rengi : Siyah
  • Ayak no : 42
  • Göz Rengi : Ela ( Güneşte Yeşil, Kapalı Alanda Koyu ) Ben de Anlamadım açıkçası
  • Diş : 32 Tane Olması lazım
  • Huyu suyu :Daima doğruyu o bilir, onun yaptıkları, düşündükleri, sözleri doğrudur.
  • Onun izinden gidilmelidir. O, her şeyde, her zaman ilk ve önder olmak için vardır….
  • Lider olmak en başta gelen arzusudur. Bulunduğu şartlar içinde bir şekilde önder olmayı başarır.. Evinde, arkadaşları arasında, işinde, talebe ise okulda, bir eylemin başlamasında veya bir toplumda.   Son derece aktif, hareketli olup istekleri çok güçlüdür. Aceleci olduğu için dikkatsizdir. Çabuk eyleme geçer…
  • Teknik özellikleri : Uçar kaçar zıplar hoplar girer çıkar yürüyen aksam hasarsız
  • Don : Boxer
  • Söyleyemediği : ölcem,gebercem Demez ( öljem geberjem der )
  • Yapısı : Anormal ( Kesinlikle normal değilim hatta normal insanlar bana anormal geliyor )
  • Aradığı : Esmer bir Aşk ( Aslında kumralda olabilir hatta sarışın hatta zenci bile olabilir belkide japon ( Verilmek istenen mesaj : Aşkın rengi yoktur )
  • Ben anlatılmam yaşanırım diyen arakadaşlara buradan karşılık vermek istiyorum.Ben yaşanırım ve anlatılırım
  • Not : Kalbimi Kaybettim Hükümsüzdür..
  • Msn (skpe): kalpsiztr{at}outlook{nokta}com
  • Mail            : ibrahkorkmaz{at}gmail{nokta}com

Halil-İbrahim-Korkmaz

Bazı Şeylerde Bence:

· AŞK

Aşkı kelimeler ile anlatmak mümkün olmadığını biliyorum…

Aslında bu sayfayı milyonlarca birbirine alakalı olmayan, yani hiç
bir dilde anlamı bulunmayan kelimeler ve cümleler ile doldurmam daha bir doğru
olurdu. Çünkü aşk bilmediğimiz bir dili konuşuyor. Bu yüzden, ne zaman
karşılaşsak aramızda ki yanlış anlaşmalar kaçınılmaz oluyor.

Mantıkla bu duyguya yaklaşmak ve anlaşılır cümleler ile anlatmaya
kalkışmak imkansız herhalde.

Çılgınlık… delilik… ve hatta biraz bencillik.

Bencillik ? Evet… aşk bencil bir duygu…

Aşk kendi başına buyruk… laftan anlamayan… bir tek kendini
bilen… ne de söz dinleyen…

Yaşamımıza anlam verdiği kadar da… bir şeylerimizi alıp götüren.
Her hüzünle noktalandığında… bize ” bir daha asla” dedirten.

Bunu demesine diyoruz ama ki aşk her seferinde biraz daha
güzelleşiyor. Olgunlaşıyor belki de… daha derinden, daha bir içtenlikle aşık
oluyoruz bir daha ki sefere. Belki de aşkı kendimiz için yaşamamız gerektiğini
öğrenmiş oluyoruz. Ve aşkımızı bizden kimsenin almayacağını… yaşanan bu güzel
heyecanı biz istediğimiz sürece kimsenin yok edemeyeceğini fark etmiş oluyoruz.

Not : Asırlardır insanlar yorulmadan bu duyguyu anlatmaya
çalışıyorlar. Parçalara bölüp nerede – nasıl başladığını – insani nelere
sürüklediğini çözmeye çalışıyorlar….. hadi hayırlısı diyorum, belki bir gün bu
duygunun formülü bulunurda, ” aşk özürlü” insanlara enjekte edilir…


· HAYAT

Hayat tek başına aslında hiç bir şey…

Hayat sadece bizlerle anlam kazanıyor !

Bence… hayat tek yönlü ve tek şeritli, daracık bir yol !

Geri dönüsü yok ve ardımızda bıraktıklarımız, gelecekte yine
hayatımıza girebilme ihtimali de çok çok az. Her şey ileriye doğru gidiyor…

Dur ! Bekle ! Yoruldum ! `dan anlamıyor hayat… Eğer ki hayatin
hızına ayak uyduramazsak… yaşanmamışlar dizilemiyor önümüze ve yitirilen
fırsatlar.

Eğer ki hayatimizi paylaşacak o insani bulduysak…. ve bir insan
ile beraber yürümeye karar verdiysek eğer… ilk önce paylaşmasını öğretmeliyiz.

Bu daracık yolda insan tek başına bile zor yürüyor zaten… başka
bir insan ile paylaştığında daha da zor yürüyecektir elbet.

İlk önce geçmişe dair ne varsa bırakmalı… gereksizleri soyunmalı
ki yan yana yürüye bilsin iki insan… yoksa ya geride kalınır… ya da önde tek
başına yürünür. Tabii ki ikisi de hoş değil… beraberliğin anlamı bu değil !

Bazı insanlar hayatin anlamsızlığından yakınır… ki hayat zaten
kendi başına anlamsızdır. Hayatımıza anlamı bir tek kendimiz katabiliriz. Belki
yönü değişmeyecektir hayatın ama ki karsılaştıklarımız, yaşadıklarımız ve
hayatımıza giren, bizimle o daracık yolu paylaşacak insanlar farklı olacaktır.
Hayatin anlamı da bu dur iste… tek başına ilerlememek, ufacık şeyleri
paylaşarak mutlu olabilmek… yetinmek.

Yetinmek diyorum ki … yetinmek kadar direnmekte önemli. Önümüze
çıkan engellere… yasamak istemediğimiz, ama ki bizi bazı olayları yasamaya
zorlayan insanlara.

Hayat… her insan için farklı bir anlam gizliyordur. Er veya geç
her birimiz hayatin ne olduğunu kendimizce öğreneceğizdir…. ve bizim için
taşıdığı değerleri ve gizlediği anlamı.


· HÜZÜN

Yüreğimizin koptuğu… içimizin acıdığı… mantığımızın donduğu…
o anlar.

Elbet ki sebeplerimiz oluyor… bizi üzen, yüzümüzden
gülümseyişimizi bir darbede, sanki ebediyen alan olaylar yaşıyoruz. Hiç bir şey
eskisi gibi olmayacak… dediğimiz anlar. Dünyanın tüm renklerinin bir anda
solduğu anlar. Yaşanan tüm sevinçlerin ve tüm sevdaların anlamını yitirdiği
anlar.

Yasam an’lardan oluşmuyor mu? Yaşadığımız o büyük mutluluklar
kadar, hüzünlü anlarımızda önemli. Bu anları bir araya topladığımızda elde
ettiğimiz yaşamımızdır zaten.

Önemli olanda zoru başarmak değil mi… umudumuzun tükenmeye
başladığı o anlarda, yüreğimizi eğmeden yarına doğru ilerleye bilmek. O büyük
acıların hissedip, büyük bir hasar taşımadan… sevincin başlayıp bittiği gibi,
hüznün de elbet biteceğine inanmak. Hatta inanmak ta yeterli değil aslında…
bilmek önemli… emin olmak.

Bu satırları öyle bir yazıyorum ki sanki ben hiç üzülüp acı
çekmiyorum…sanki hüzünlü anlarımda umudumu yitirmeyip, yarinin güzel olacağını
düşünüyorum.

Tabii ki öyle değil… öyle anlarda en son aklıma gelen yarinin
güzellik getireceği oluyor. Ama yarin güzellikler içinde bir mucize gibi geliyor
her zaman.

Çoğu zaman hüzünlerimin altında gerçek nedenler olmadığının da
farkındayım. Duygulu bir şarkıda… bir kac şiir sözünde… burkuluyor içim.
Sonra kapılıp gidiyorum, hayatımda ki ” keşke “`lere… ve her “keşke” nin
ardından dediğim ” ama” lara.

Biliyorum ki bunu çoğumuz ayni böyle yasıyoruz… canimiz acı
çekmek, hüzünlenmek istiyor. Hatta bir kac damla göz yasinin ardına saklanıp,
kendimizi güçsüz hissetmekten zevk bile alıyoruz. Gitgide daha bir derinlere
batıyoruz hüzün denizinde ve o derinlerde daha da üzülebileceğimiz nedenler
buluyoruz. Acıyla beraber öyle bir açılıyoruz ki bu denizde… bazen karaya geri
dönmek icin, kürek cekecek gücümüz bile kalmıyor.

Gülmek, eğlenmek kadar… hüzün de önemli bence! Bittiğimizi,
tükendiğimizi bir an için hissetmek te önemli… çünkü böylelikle mutluluğu daha
bir derinden hissedebiliyoruz. Hayatımızda ki her şeyin kıymetini ve değerini
bize verdiği veya verebileceği acı ile ölçüyoruz.


· MUTLULUK

Bir papatya falı gibi… mutluyum – mutsuzum diyerek hayatin
sayfalarını koparıyoruz.

Bos yere harcıyoruz çoğu zaman o değerli sayfaları.

Yaşamımız… hayatimiz… boyunca mutlu olmak için o kadar çok
savaşıyoruz ki…. mutlu olduğumuz da bile, savaşmayı bir türlü bırakamıyoruz.
Bir alışkanlık haline gelmiş oluyor… ve ya hayatin bir parçası olmuş oluyor bu
savaşlar.

Mutluluk savaşları yüzünden… mutluluğu yasamaya ve mutluluğu
hissetmeye zaman bulamıyoruz…. ve bu bizi yine mutsuz yapiyor.

Mutluluk… savaşla ve zorla elde edilecek bir duygu degil…
bence.

Zorla ve planlanmış bir şekilde elde tutulacak bir duygu ise hic
degil.

Mutluluk öyle kırılgan.. öyle hassas bir duygu ki… en mutlu
aninda bile

“mutlu muyum acaba ” düşüncesi ile bir an da yok olabiliyor.

bence… ya mutludur insan ya da her zaman mutsuz…

cünkü mutluluk insanin içindedir.

Mutluluk yasam sevincidir.

Bir şeyleri sevmektir mutluluk… kendini sevmektir en basta.

Ve mutluluk halinden memnun ve memnun olmamakla alakalı değildir.
Memnun olmamak mutsuzluk değildir çünkü.

Genelde bizler mutluluğu uzaklarda arıyoruz… çoğu zaman ise başka
insanlarda arıyoruz. Bazen de bulduğumuzu sanıyor ve sonradan bu mutluluğun
sadece seyircisi olduğumuzu fark ediyoruz.

Uzaklarda bulunan mutluluk bizimle bir gelmeyecektir, ya olduğu
yerde yasamak gerekecektir onu… ya da eli bos dönülecektir geriye. Böylesi
geçici mutluluklara seyirci olmaktan ve alkış vermekten başka yapabileceğimiz
bir şey yoktur.

O bizim hayatimizin bir parçası olmayacaktır hic bir zaman.

Mutlu olmak icin her zaman bir neden arar olduk…

oysa ki…. “beni mutsuz edebilecek ne var bu dünyada ” diye
sormamız gerekiyor kendimize. Belki de fark edeceğiz ki… mutlu olmak hic de
öylesi zor degil. Ve hatta… bir sabah uyandığımızda, aynadan bize doğru
gülümsediğini bile görebiliriz mutluluğun.

” Mutluluk burnumuzun üzerinde unuttuğumuz gözlük gibidir… onu
her zaman yanlış yerlerde ararız. ” diye okumuştum… ve bu sözler benim bunca
cümlede anlatamadıklarımı ne kadar güzel ifade ediyor.


· SEVMEK

Her şey sevgiden doğar… yaşamın, dünyanın, doğanın, insanin…

Günlük hayatımıza aldığımız o ufak tefek aletlerin bile,

her şeyin ham maddesi sevgidir.

Yaşamın gerçek ve vazgeçilmez anlamı sevgidir bence…

nefes kadar önemli… hatta bazen nefeslerimizden bile daha önemli.

Sevginin yüzlerce türü var elbet… bir erkeği, bir kadını
sevmek… bir çocuğu, bir çiçeği sevmek… parayı, arabayı sevmek… gibi. Ama
ki hangi tür olursa olsun, içimizde yarattığı sıcaklık hep aynidir.

Bir şeyleri sevmek.. ilk önce kendini sevmekte baslar.
Doğrularınla, yanlışlarınla kendini kabul etmekle baslar.

Sevgi ayrıntılar tanımaz… bir hayvani seviyorum ama ki
kıllarından tiksiniyorum… diye sevgi olmaz.

… bir ağacı seviyorum deyip… ama ki ağacı kesip, onun yerine
daha çok sevebileceğin bir ev yapmak, sevgi değildir…

Emek verdiğimiz şeyleri daha bir farklı seviyoruz nedense…
sanırım bu daha çok kendimize olan sevgimizden kaynaklanıyor. Emek verdiğimiz
şeylerden karşılık da bekliyoruz elbet. Karşılık beklediğimiz için ise daha bir
çok seviyoruz.

ama ki sevgi böyle olmamalı… bence.

Sevgide karşılık beklenmemeli… sadece sevgi uğruna sevmeli.
Karşılık gelmiyor diye… bizim düşüncelerimize, bizim doğrularımıza ve
beklentilerimize ters düşüyor diye sevgiden vazgeçilmemeli. Değiştirmeye
kalkışmadan… olduğu gibi kabul edip, olduğu gibi sevmeli her şeyi.

Bir kediyi sevmek gibi… nankör demeden, bizim onun için
yaptıklarımızı göz ardı ederek bize saldırıyor, bizi ısırıyor olması onu
sevmemize engel olmamalı.

Bir sevgili bizi terk etti diye… emeklerimiz boşa gitti demeden

Başkasını seçti diye… sevgimize ihanet etti demeden

Onu doğruları ve hataları ile kabul edip sevmek önemli. Önemli olan
sevgisini alıp gidememesi… ve onu devam sevmeye hiç bir şeyin de engel
olamaması.

İnsanlar.. doğa… bizim kendimizce yarattığımız doğrulara uymaya
mecbur değil. Bir tek bizim gibi düşünen insanlarda, sevilmeye değer değil.

Seven insan farklı sevmeli… bir bütün olarak… ufak parçalara
bölmeden… güzeli, çirkini ayırt etmeden. Değer ve değmezlere takılıp kalmadan
sevmeli…

· YALNIZLIK

Yalnızlık güzel…

Kendinle baş başa kalıp… kendinle bir şeyler paylaşmak ve
kendinle yetinmek… ve kendinle yalnızken de mutluluğu hissedebilmek güzel.

Eğer ki bir insan yalnızken mutlu olamıyorsa… mutlu olmak için
baksa insanların varlığına gereksim duyuyorsa… bence bu insan başkalarıyla da
mutlu olamaz.

Kendini mutlu edemeyen … kendine yetmeyen bir insan başka bir
insana nasıl yetebilsin ?

Başka bir insana ne verebilsin ?

Bazı insanlar kendileriyle baş başa kalmamak için yapmadıklarını
bırakmazlar. Oysa ki onlar kalabalıklarda bile yalnız olanlardır. İçlerinde ki
eksiği başka bir insan ile doldurmak mümkün değil. Kendin den kaçmak ve bir şeyi
örtmeye çalışmak ise çare değil. Bunlar sadece yamadır… ve zamanla bu
yamalarda örtmez açığı.

Bir insan yalnız kalabilmeli… kendisiyle yüzleşmek için vakit
ayırmalı kendine.

Elbet ki insanlar sürüde yasar… yapayalnız değil. Günlük
hayatimizi paylaşacak insanlara gereksim duyarız. Ama eğer ki bir insan
yapayalnız ise… bundan sorumlusu genellikle kendisidir. Farkında olmadan
seçmiştir belki bunu, belki suçlayabileceği insanları vardır sürüsüyle onu
yalnız bırakan. Ama ki tüm insan bu kadar kötü olamaz… yani yalnızlığımızdan
sorumlu olan her zaman kendicisiz. Ya yalnızlığımızı itiraf etmiyoruzdur… ya
da başka insanlara hayatimizi paylaşmaları için gerekli izni vermiyoruzdur.

Yalnızlık güzeldir…yalnızlığımızı paylasan “ben”`i bulduysak
eğer.

Felsefik Atılımlarım

İnsan       : Hem yaratıcı hem yıkıcı

Hayat      : Tesadüfler çemberi

Ailem      : Alıp verdiğim nefesimin kaynağı

Çocukluk  : Çoçuk olmak ne güzel. Ama hep çoçuk kalınmıyor. O zaman bizler de içimizdeki çoçuğu yaşatalım.

Güneş      : Işık, ümit

Gözler      : Derinlik ve mana

Yıldızlar    : Geceyi süsleyen ışık kaynağı

Güzellik    : Güzellik benlikte saklıdır.

Sevgi       : İnsanı hayata bağlayan sevgidir.

Aşk          : Zamansız gelen bişey…

Dost         : En büyük dostumuz kendimizdir. Bundan ötesine ulaşabilene ne mutlu.

Para         : Önemini anlatmaya gerek var mı ?

Bilgisayar  : Onsuzluğu düşünmek bile zor.

Din           : İnsanoğlunun ihtiyaç duyduğu inanç yolu

Zaman      : Yakalanması mümkün olmayan tek şey.

Erkekler    : Erkeklerde ağlar.

Kadınlar    : Onlar bir güldür. Bir de dikenleri olmasa

Savaş       : Doyumsuzluğun getirdiği felakattir. Son bulmalıdır.

Ağlamak   : İnsanı rahatlatır.

Deniz        : Dalgasıyla çoşar derinliğiyle yaşarım.

Doğa         : Tüm güzellikler ondadır.

Hırs           : Esiriyim.

Ayna         : Dünya.

Rüya         : Çözemediğim bir alem.

Hayaller     : Hayalsiz de yaşanmaz ki.

Özgürlük    : Herkes özgürlüğün peşindedir.

Futbol        : B E Ş İ K T A Ş

Son Söz     : Belki beni az ya da çok tanıyorsunuzdur. Beni ben olarak tanıdığınız için teşekkürler.
Hayattan amacım kısacık ömrümüz de, o yakalanması zor olan mutluluğu yakalayıp içime sığdırabilmektir.